Çocukken bizlere anlatılan masallar…
‘Bir varmış bir yokmuş..’ ile başlayan masallar…
İyi ki anlamıyormuşuz o zaman anlamını.
İnsanı ne kadar da siyah beyaza gark eden, iki uca süren bir tabir.
Bir varmış bir yokmuş…
Şöyle de bir seçenek olmalı:
‘Hem varmış hem yokmuş..’
Yine de muğlaklık yoruyor bunda bile insanı..
Asılı kalmak gibi ama acı vermeyen bir hal..
Arafta kalmak.. ama omuzların tutulmasına sebep olan cereyanda kalmak gibi değil.
Gitmeye de hazır ama kalmaya da razı gibi..
Hatta yük hissettiren bir sahiplik de var sanki. ‘Hem’ de insanı rahatsız eden bir doluluk var gibi..
Oysa ki şöyle başlasa masallar:
‘Ne varmış ne yokmuş..’
Çünkü hem var hem yok olduğunda sanki hala bir şey bekliyor olma hali var. Bir şeylere sahip olmayı, bir yerlere ait olmayı..
Sanki bir şeyler vasıtasıyla hayata tutunmayı..
Halbuki ‘ne varmış ne yokmuş’ ne asılı kalmak, ne beklemek, ne ummak, ne sahip olmak, ne de ait..
Ne var olmak, ne yok olmak..
Ne hep, ne hiç ya da hepsi birden ama zıtlıkların acı vermediği adeta siyahla beyazın karışıp gri olması gibi bir hal belki de. Huzur ve bütünlük burada gibi..
Gri güzeldir gökkuşağının renklerini birleştirsen bence gri çıkar. Gri aslında rengarenktir..
Biz büyüklere anlatılan tüm masallar bence ‘ne varmış ne yokmuş’ ile başlamalı.
Misal:
Usta1:Ne var ne yok.
Usta 2:Al benden de aynısı. En güzeli..
Bir Cevap Yazın