Kurbağa Prens Miti ve Evrimi

By

Sene 2020 filan; şöyle bir karikatür çıkmıştı karşıma.

O zamanlar çok yorumlaşmıştık arkadaşlarla. Hani ‘vay bee.. bu hallere de mi düştük’ gibisinden…

‘Çıkmadık candan ümit kesilmez’ diyenler oldu.

‘Prensi bulmak için 100 kurbağayı öpmen gerek’ diyenler oldu.

‘Ben razıyım kurbağa olmaya’ diyenler..

ya da

‘Seninle şöyle olabilirdik’ diyen güzel yürekler..

Geçenlerde aklıma geldi bu karikatür ve google’ladığımda karşıma 100 lerce bu konuyla ilgili karikatür çıktı. Ama gel gör ki; yukarıdaki karikatürü bulamadım. Demek ki o kadar tedahülden kalkmış artık; bu bile 🙂 Kendisini gbt yaptı, sağ olsun, tek bir lafımla.

Aradan geçen takribi 5 sene içinde, yeni yüklenmiş bunların bir çoğu, belli ki;

Demek ki bu masal metaforu epey tutmuş, uymuş döneme, güzel malzeme olmuş.

Şimdi önce kısaca sıkmadan masalla ilgili birkaç bilgi paylaşmakta fayda var.

*******************

Kurbağa Prens” (AlmancaDer Froschkönig oder der eiserne Heinrich), Grimm Kardeşler‘in 1812 yılında yayımladığı Çocuk ve Ev Masalları (Kinder- und Hausmärchen) derlemesinde yer alan ilk masaldır.

Masal, genç bir prensesin saray bahçesinde altın topuyla oynarken oyuncağını derin bir kuyuya düşürmesiyle başlar. Üzülen prenses, topunu geri almak için yardım diler. Bu sırada ortaya çıkan bir kurbağa, topu geri getirebileceğini ancak karşılığında onunla arkadaş olup sarayda birlikte vakit geçirmesi gerektiğini söyler. Prenses bu teklifi isteksizce kabul eder, ancak topunu geri aldıktan sonra kurbağayı orada bırakıp kaçar.

Ertesi gün kurbağa saraya gelir ve prensesin sözünü tutmasını ister. Başlangıçta tiksintiyle yaklaşan prenses, kralın müdahalesiyle kurbağayı kabul eder; birlikte yemek yerler ve aynı odada uyurlar. Bazı versiyonlarda prenses kurbağayı duvara fırlatır, bazılarında ise onu öper. Bu eylem sonucunda kurbağa, aslında kötü bir büyüyle lanetlenmiş bir prens olduğunu açıklar. Lanet bozulur ve prensesle evlenerek mutlu bir şekilde yaşarlar. Masalın sonunda, prensin sadık hizmetkârı Heinrich’in kalbindeki demir çemberler de sevinçle çatlar.

Temalar ve semboller

Masalın en belirgin temaları arasında sözünde durma, içsel değerler, sadakat ve dönüşüm yer almaktadır. Kurbağanın dış görünüşünün ardında sakladığı gerçek kimliği, “görünüşe aldanmama” mesajını simgeler. Psikanalitik yorumlara göre, kuyuya düşen altın top bilinçaltını, kurbağayla yapılan anlaşma ise büyüme ve cinsellik gibi içsel dönüşümleri temsil eder.

Kökeni ve tarihi

Bu masalın kökeni Orta Çağ halk anlatılarına kadar uzanır. Grimm Kardeşler bu versiyonu Hessen bölgesinden topladıklarını belirtmişlerdir. Orijinal anlatımda, prenses kurbağayı öpmez; aksine onu duvara fırlatarak laneti bozar. Bu detay, 19. yüzyıl ahlaki kaygılarla daha “nazik” versiyonlara evrilmiştir.[3] Masalın “Kurbağa Prens” adıyla İngilizceye çevrilmesi ise 19. yüzyıl sonlarına denk gelir.[3] Günümüzde yaygın olarak Grimm Kardeşler masalları olarak bilinen öykü koleksiyonun parçası olarak 1812’de yayımlandı.[4]


Farklı versiyonlar

Benzer motiflere Avrupa halk edebiyatının farklı kollarında da rastlanır. Örneğin Slav masallarında yılan ya da kurbağa şeklinde bir eş adayıyla evlenilmesi yaygındır. Norveç masalı “Doğu Rüzgârı ve Batı Rüzgârı” da benzer dönüşüm temaları taşır.[5] Ayrıca masal, ATU 440 (The Frog Prince) numarasıyla Aarne-Thompson-Uther masal sınıflandırma sisteminde yer alır.

Uyarlamalar ve popüler kültür

Masal, tiyatroya ve özellikle sinemaya pek çok kez uyarlanmıştır. Disney‘in 2009 yapımı “The Princess and the Frog” adlı filmi, bu masalın modern, New Orleans kültürüne uyarlanmış bir versiyonudur.[7]Feminist eleştirilerde, masalın kadının “kurtarıcı öpücüğü” rolünü vurgulaması, toplumsal cinsiyet rollerine dair tartışmalara neden olmuştur.

Kaynak:tr.wikipedia.org/ Kaynakça: wikipedia kendisi vermiş.

***************************************

Şimdi bu kadar detaylı bilgiye pek de gerek yoktu muhtemelen ama tarihçesinin yazıldığı dönemden çok daha eskilere dayandığı, psikanalizin -ki artık çok daha yeni ve farklı kuramlar var- yorumlaması, aslında günümüzde bildiğimizden epey farklı bir masal oluşu !!!(mesela bize öğretildiğinin hatta dayatıldığının ya da bizim ‘ahlaki’leştirmek maksadıyla evirdiğimizin aksine, aslında öpme değil de duvara vurma ile dönüşüm oluyor)!!! hatta varyasyonlarının oluşu.. Ve en önemlisi, hala popüler kültüre hizmet ettiği, kurtarıcı-kahraman rolü- beklentisi diye yorumlanabilir.. Toplumsal cinsiyet rolleri ve feminizme kadar evrilen bir süreç çıktı karşıma, ufak bir araştırma sonunda. Daha detaylı incelense kim bilir neler çıkar daha neler, belli ki. Meraklısına duyurulur 🙂

*********************************

Şimdi, en başta bahsettiğim yeni türeyen ve dikkatimi çeken birkaç karikatürle devam edelim:

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

(Beni öpmek istemezsen, yine de prense dönüşebilirim. Sadece kart numaranı ve şifre vermen yeterli olur)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

(Kurbağayı prense dönüştürmeyi başardığında kadın: ‘Oha, cidden başardım. Harika, artık yemek için daha uzun kurbağa bacağına sahibim.’)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

(Eyvah! Prenses, kurbağayı öpmek için çok geç kaldı.)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

(Bu bir tesadüf olmalı. Ben, lanetli bir cadı tarafından prensese dönüştürülmüştüm. Seni öpersem, sorun hallolur mu dersin?)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

(Beni öp de kurbağaya dönüşeyim. Ama sana karşı dürüst olmalıyım. Eğer sonrasında bana sorulursa bu iğrenç olayı inkar ederim.)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

İşin özü; bu ve bunun gibi bir sürü karikatür dönüyor.

Nereden nereye..

Kapanış olarak da; tüm bu farklı bakış açılarına ek olarak yine çok sevdiğim bir karikatür bırakıyorum buraya:

Survival of the fittest (Charles Darwin) kuramı, en iyinin, hayatta kalması olarak çevrilebilir ama en uygun olanın olarak yorumlanır çoğunlukla. Döneme göre biraz farklılıklar olsa da; aslında genelde en ‘çakal’ın hayatta kalması olarak da yorumlayabiliriz. En azından, çağımız için, bilhassa.

Yazı buradan yönetim şekilleri, devlet yapılarına kadar gider . Komünizm savunabilir. Utopia (Thomas More) düşünülebilir, v.s

Ancak hem denemenin maksadından dışarı çıkmayalım. Hem de kim bilir; bir sonraki yazının girizgahı olarak da tutabiliriz bu konuyu.

Umarım birilerine ilham olur. En azından sorgulamak, düşünmek adına..)

Bir de kolektif bir bilinçle, gerekli eylemelere geçebilsek tadından yenmeyecek de.. Bakalım..

Sevgiler.

Posted In ,

Bir Cevap Yazın

Felicetue sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin