Merve’nin anısına…
Markaş, seni çok özledim. Yüzümü gülümseten güzel arkadaşım. Seni düşününce bir sırıtma geldi oturdu suratıma.
Sahi ne çok kızmıştın bana, başına masaj yapmak amacıyla tel tokayı kaşına takıp da çektiğimde kaşından bir tel çıkmıştı da sonra hep şikayet ettin senelerce benim yüzümden bir daha oradan kaş çıkmadı diye. Çok özür dilerim, arkadaşım ama sanmıyorum ki bir kere çekilme ile kaş bir daha çıkmasın. Ben de yeni varıyorum bunun idrakına ama yine de senin dediğin gibiyse özür dilerim. Hem sen her halinle çok güzelsin. Sana her şey yakışır.
O kadar özledim ki seninle 12 yaşında, kütüphanede kitapları karıştırır gibi yaparken aslında birbirimize şebeklik yapıp kahkahalara boğuşlarımızı. Bir yandan sessiz olmaya çalışarak bir yandan kahkahaların içimizi patlatmasını. Platonik aşklarımızı -daha doğrusu senin platonik aşkını- görmek için çocuğun sınıfına gidip panodan fotoğrafına bakışımızı. Sonra sırf sana ayak uydurmak için benim de kendime bir platonik aşk edinişimi; yakışıklı bulduğum bir çocuğa platonik aşıkmışım gibi hissetmeye çalışışımı. Ama endişelenme arkadaşın da sonradan oldu platonik aşık er ya da geç ama uyuz bi şeymiş kanka hiç gerek yok yani ben çileği seviyorum diye çilek de beni sevmek zorundaymış, anladım sonunda 🙂 geç de olsa, takriben 30 larımda 🙂
Ne kadar güzel günlermiş. Her şeyin renginin belli olduğu ve rengarenk günler, aylar, yıllar..
Şimdi diyorlar ki; ‘sen erken gittin arkadaşım.’ Üzülüyoruz. Bilmiyorlar sanki, sen aslında hiç gitmedin. Bal gibi de biliyorlar. Taşın başına bağlamışlardı duvak gibi bir şey, hiç takmadın diye ama ben inanmadım ki zaten.
Biz neyiz ki Merve? Hani diyor ya; Pierre Teilhard de Chardin: ‘Bizler ruhsal deneyim yaşayan insanlar değil, insani deneyim yaşayan ruhlarız.’
Ve belki maalesef? sen bu tecrübeyi belki bizlerden daha kısa yaşadın. Nedense konu ölüm olduğunda bazen ben paradoksal bir şekilde optimist de olabiliyorum. Şöyle ki; mesela sen gittikten sonra bu dünyada o kadar berbat şeyler oldu ki. Pandemi oldu mesela. Resmi kayıtlara göre yedi sekiz milyon deniyor ama aslında on beş milyonu bulan kayıplar oldu. Üç yıl boyunca maskeyle dolaştık. Birbirimize sarılmadık, dokunmadık. Havalı bir selamlaşma tarzı türedi mesela; kafa tokuşturanlar bile yumruk çakmaya başladı, kızıım 🙂 Hepimiz evlere inzivaya çekildik. Bir çoğumuz asosyalleştik.
Sonra, yine deprem oldu. Bizim memleketi de vurdu. Öyle bir sallandık ki, Merve; kaçmak için adım atamadık. Ne yazık ki çok canlar göçtü, çok canlar yandı.
Ve yine bir sürü şey…
Devamlı bir yerlerde insanlar ölüyor, öldürülüyor; çocuklar katlediliyor.
Üç kuruşa çalışıyoruz. Öyle az paralar kazanıyor ve temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için bile öyle çok paralar harcamak zorunda kalıyoruz ki; yaşamak zor.
Yani demem o ki; evet, belki sen bedenen aramızdan ayrıldın ama ruhun… -en azından mesela ben-seni hiç unutmadım ve unutmayacağım da. Sen benim ilk en yakın arkadaşımsın. Sen benim ilk ‘best friendim’sin. Hep de öyle kalacaksın. Sen benim masum yüreğimsin. Sen benim belki de beni hiç kıskanmayan, hep benim iyiliğimi isteyen, yeri geldiğinde, kendinden bile çok iyiliğimi isteyen, güzel yürekli arkadaşımsın. Bazen senin de kalıp, bu çirkinlikleri görmediğine; bu dostluk denilen şeyin artık zaten çoktan tükenip, arkadaşlığın bile sadece çıkara dayalı ve sadece iyi vakit geçirmekten ibaret olduğu bu dönemi yaşamadığına, insanların bu yüzlerini görmediğine; özür dilerim, ama bir yandan seviniyorum.
Her arkadaşlık da olduğu gibi bizimkinde de belki küslükler, dargınlıklar oldu ama bu bile bir şeylerin gerçek olduğunun kanıtıydı aslında ve hiçbir şey, senin benim ilk ve muhtemelen de son ‘best friend’im olman gerçeğini asla değiştirmez.
Bu arada, ben de hayalini kurduğumuz bir çok şeyi başaramadım. Başardıklarım da oldu ama genelde kendimi bu hayatta çok başarılı olmuş olarak görmüyorum. Bir yandan da bu kıçı kırık dünyanın düzeninde başarısız olmak asıl başarı diye de düşünmüyor değilim. 🙂
Hem nedir ki dostum? Ha 24, ha 54,ha 104. Sonsuz bir varoluş içinde, bu rakamlar nedir ki?
Sakın gittim diye üzülme. Özlem kaldı bize, evet ama bitecek olan bir özlem. Kavuşacağız yine. O, çocuk kalplerimizle sarılacağız. Kafalarımızı birbirine yaslayıp, el omuzda yürüyeceğiz; güzel arkadaşım.
Seni çok özledim. Senden sonra da aramızdan gidenler oldu ama benim en yakınım sendin; hala da öylesin. Sen benim ilk ‘best friendim’sin. Sen benim çocukluğumsun, sen benim ilk gençliğimsin.
Ve bir günah çıkarma daha: İngilizce’yi ilk öğrenirken; ‘you are pain’ deyip, seni sinir ettiğim için de özür dilerim. Asla onu kast etmediğimi zaten biliyorsundur. Seni sevdiğimden takıldığımı… Düzeltiyorum şimdi cümlemi: ‘You’re so sweet, honey.’ Asıl kastım buydu. Biliyorsun, değil mi? Bence biliyorsun 🙂
Bu arada, kendine yaptığın siyah kolyeyi de çok ama çok severek kullanıyorum. Harika olmuş, ellerine sağlık. Hatırlarsan ben de severdim öyle el işlerini. Bi şeyler yapardım; toka, kolye filan. Benim platonik aşk zımbırtısının geç gelmesi gibi senin de el sanatları hevesin geç geldi belki. Ya da belki seninki zamanındaydı, benimki erken. Bilmiyorum.
Kedileri sevdiğimi bildiğin için bana yılbaşında çok tatlı bir çerçevede kedi resmi hediye etmiştin. Çok uzun süre duvarda asılı kaldı. Şimdiyse ellerinden öper iki kedim var. Hatta biri tıpkı senin resimdekinin aynısı sayılır. Sarman. Adı da Wynn. Benim 2 numara. Abisi de tekir, smokin deniyormuş. Onun da adı Hopian.
Seni çok özledim. Keşke burada olsan, diyorum ama biliyorum; bedenen yoksun ama kalbimde ve anılarımdasın ve kalbimden geriye kalan bütün iyi hücrelerimle diliyorum ki; çok güzel bir yerde olasın. Çok mutlu, çok huzurlu, her dileğinin gerçekleştiği, harika bir diyarda olmanı diliyorum ve inanıyorum olduğuna.
Harika diyince; Harika Avcı’dan Dilek Taşı hala senin sevdiğin şarkı olarak top listemde.
Seni çok seviyorum, arkadaşım. Hasret ve özlemle kucaklıyorum. En kısa zamanda görüşmek üzere. Zaman izafi.
Failatün failatün failün 🙂 Bir de izninle bir şiirden alıntı yaparak bu mektubumu kapatmak isterim:
‘Ne diyeyim;
Dilerim, ihtiyacı olan birilerine gidiyordur
Bizden çaldıkları umut,
Dünya adaletsiz çocuk, dünya zorba.
Elbet eşitleneceğiz o gün kıyamda.
Bu kekeme,
Toz ve duman sözlerimi iyi belle,
Bahara kalmaz gelirim yanına.
Arkadaşın, Tuğçe.
Bir Cevap Yazın