Bazı insanlar vardır; onlarla aynı dünyada yaşadığınız için hayattan nefret eder, onlara da insan, size de insan denildiği için kendinizden utanırsınız. Bazen de tam tersine, öyle anlar, öyle insanlarla karşılaşırsınız ki “İyi ki yaşıyorum bu hayatı, her şeye rağmen hayat çok güzel.” dersiniz. Dilerim hepimizin yolu daha çok ikinci gruptakilerle kesişir.
Önceki yazılarımdan da fark edeceğiniz üzere benim daha çok kafa yorduğum şeyler sanırım sosyal olaylarla ilgili ilişkiler, dinamikler vs. Galiba bunlar ilgimi çekiyor. Hayatımın hiçbir döneminde sadece romantik ilişkilere kafayı takmış bir şekilde ve sadece pastanın o diliminden beslenmeye çalışarak hayatta kalmaya çalışmadım. Daha doğrusu, hiçbir zaman sadece romantik ilişkilerin kişiyi tam olarak bir birey yapamayacağını; her türlü insan ilişkisinin insanı kendisi yaptığını düşünmüşümdür. Elbette ikili ilişkiler, romantik ilişkiler insana çok şey katar. İnsan kendini en çok yakın olduğu ilişkiler içerisinde görür, tanır, kabullenir ve beller ama benlik, en çok farklı ve çeşitli kimliklerin yaşanmasıyla otantikliğine kavuşur. Çünkü kendilik dediğimiz şey aslında kişiler arası ilişkilerdeki kaliteli ya da doyum sağlayıcı deneyimlerimize bağlıdır. O nedenle sadece sevgili, partner veya eş ilişkisinden ziyade anne-çocuk, baba-çocuk, öğretmen-öğrenci, büyük-küçük kardeş, arkadaş ilişkilerinin kişinin sağlam bir benlik gelişimi sağlayabilmesi için elzem olduğuna inanırım.
Ve fakat ne yazık ki günümüzde, özellikle de internetin ve uzaktan iletişimin bu kadar yaygınlaşması nedeniyle artık yüz yüze iletişimin pek bir önemi kalmamış gibi görünüyor. Fakat ben hâlâ yüz yüze iletişimin gerçekliğinin hiçbir şeyde bulunamayacağına inanıyorum. Online dersler, online terapiler, online toplantılar… Bunların hepsinin birebir, yüz yüze, fiziksel olarak aynı ortamda bulunularak yapılan işlere nazaran çok daha yavan ve verimsiz olduğunu düşünüyorum. Kendi tecrübelerimden de bunu sabitliyorum.
Bir söz var ya, “Şu dünyaya geldik, birkaç insan tanıyıp, gidecektik.” gibi bir şey. Ben de o misal, öyle çok fazla insan tanımış, çok fazla çevrelere girmiş, çeşit çeşit ortamlarda bulunmuş bir insan değilim. Üç aşağı beş yukarı işte okul hayatı olmuş, üniversite, yüksek lisans derken o esnada öğrencilik kimliğinden; çalışan kimliğine geçmiş, sonrasında da çalışan kimliği ile bir süre yaşamına devam etmekte olan, çevresi olan, standart bir işte çalışan bir insanım. Sadece şu son zamanlardaki romantik ilişkilerin geldiği hâl ne yazık ki birçoğumuz gibi beni de benden aldı. Bunu söylerken gülerek yazıyorum artık, çünkü “İzahı olmayan şeyin mizahı olur.” denir. İnanın, ben artık mizahını bile yapamıyorum. İşte bu ghostingler, breadcrumbingler… Bunlarla ilgili bir şeyler yazmıştım. Çünkü gerçekten geldiğimiz durum, gerek benim başıma gelenler, gerek etrafımda görüp duyduklarım, sosyal medyada karşıma çıkan şeyler… İnanın, birçoğunuzun aynı şeyi düşündüğünü düşünüyorum. Size de oluyordur muhtemelen. Aklımızla devamlı dalga geçiliyormuş gibi hissetmiyor musunuz siz de? Ya da “Yok artık, bu kadarı da gerçek olamaz.” dediğiniz birçok şeyin sizin de başınıza geldiğini gördüğünüzde hissettiğiniz o dumur hâli filan…
Yani birçok saçma sapan şeyle karşılaşıyoruz birçoğumuz. Ama bu yaşa gelmiş insanlar olarak, insan sarrafı olmasak da, bir üç beş görüşmeden sonra bir insanın yerini, değerini, konumunu veya sizin için olabilecek kişiyi — en azından siyah-beyaz düşünecek gibi olacak belki ama — iyi bir insan mı, kötü bir insan mı olduğunu ayırt edebilecek durumda olduğumuzu düşünürüm. Kendi adıma da bunu düşünürdüm. Ama hayatımda ilk kez başıma öyle bir olay geldi ki ben ne düşüneceğimi bilemedim ve ben gerçekten “Bir geri zekâlıymışım ben. Bugüne kadar boşuna yaşamışım. Ben insanları aslında hiç tanımamışım.” diye düşündüm.
Ben öyle çok nefret dolu bir insan değilimdir. Hani bazen fallarda çıkar ya, işte “Senden nefret eden biri var, bir düşman görünüyor, bir yılan görünüyor.” Ben hiçbir zaman bana böyle söylenen fallarda düşünmüşümdür, “Kimdir bu kişi?” diye. Düşündüğümde, hiç hayatımda tanıdığım, o kadar nefret havuzuna koyacağım bir insan olmadı. Yani hiç kimseyle o kadar düşmanlık hissi yaşayacağım, o nefret boyutunda bir ilişkim olmadı. Bir insanı ya orta hâlle severim ve hayatımdadır ya da değildir ve hani sadece selam selam gibi…
Fakat belki bu da biraz benden kaynaklı, bazı dönemlerde insanlar belki bazı şeylere o kadar ihtiyaç duyuyorlar ki, hatta kaba tabir olacak ama bir takım açlıklar içerisinde oluyorlar ki belki gözümüz kör oluyor bazı konularda. Buna aşk diyoruz, bilmiyorum. Belki benim de çok yalnız, çaresiz ve kimsesiz gibi hissettiğim bir dönemdi ve böyle bir dönemde çok fazla hoyrat, savruk ve bencil; sağ gösterip sol vuran, tek derdinin belirli şeyler olduğu insan tipleri karşımıza çıkıyordu. Derin, anlamlı bağlar kurmanın çok zor olduğu bir dönemde ve gerçekten bu dönemden çok bunaldığım bir zaman dilimiydi ki karşıma çıkan bu insan diğerlerinden çok farklı gibi görünüyordu.
Şu an tek tek olanları, yapılanları, söylenenleri anlatmayacağım. Ama şu kadarını söyleyeyim: Olanlar karşısında defalarca “Evet ya, bu kez oldu.” dedirtecek şeyler yaşandı, yapıldı. Ve bu konuda acaba ben duygularımdan dolayı çok objektif düşünemiyor muyum diye birçok arkadaşıma ya da bilirkişilere de tarafsız bir şekilde durumları anlattım. Aldığım tepkilerin hepsi, “Kesinlikle yanılmıyorsun, hatta az bile düşünüyorsun. Senin yerinde biz olsak çoktan bu adam abayı yaktı, gibi düşünürdük.” mimvalinde yorumlardı. O yüzden bu konuda rahatım; fazlasıyla objektif olduğumu düşünüyorum.
Fakat yer yer, zaman zaman da öyle cevaplar ve öyle sözler duydum ki gerçekten ben bu insanla ne olduğumuzu hiçbir zaman anlayamadım. Ve benim hayatımda hiçbir zaman zaten derdim evlilik olmadı. Doğru dürüst giden bir ilişkiydi benim her zamanki isteğim; tabii ki sonunda evliliğe gidecektir. Ama böyle “Bir an önce evleneyim, sırf evlenmiş olmak için evleneyim.” niyetinde olan bir insan hiçbir zaman olmadım. O yüzden de zaten birçok arkadaşım yirmili, otuzlu yaşlarında evlenirken ben hâlâ bekârdım.
Bu nedenle, yani derdim evlilik değildi. Ama tabii ki doğru dürüst giden, iki tarafın da birbirine maddi değil, daha çok manevi yatırımlar yaptığı; sevgi, saygı çerçevesinde düzgün yaşanan, güvenli bir sevgi ilişkisi beklentim vardı ve bu insan bunu kesinlikle karşılayabilecekmiş gibi davrandı. Fakat aynı zamanda da bu kısa süreç içerisinde bazı çok fazla kafa karıştırıcı, çok fazla “Acaba ben mi yanlış anlıyorum ya söylediklerini?” dedirten, tamamen iki ayrı kutupta davranışlar sergiledi, sözler söyledi. Fakat ben daha ağır basan olumlu şeylere tutunmaya çalıştım ve sonunda öyle bir ağacın tepesinden atıldım ki bir yıl geçti üzerinden ve ben hâlâ neye uğradığımı anlayabilmiş değilim.
Mesela dürüst olmak ne kadar önemli bir erdemdir değil mi? Bence o derece ki dürüst olmayan insanlara asıl kişilik bozukluğu teşhisi konması gerektiğini düşünürüm. Çünkü dürüstlük hatta şeffaflık karşıdaki insana kendimizi olduğumuz gibi gösterebilme cesaretidir ve bu konuda yapılan her türlü yanıltmaca bence bunu yapan kişinin direkt kişiliğinin bozuk sakat tedavi edilmesi gereken bir durumda olduğunun delaletidir. Hayatımda ilk kez dürüst olduğum için kendimi çok sıkıcı bir insan gibi hissettim daha doğrusu hissettirildim. Cepte, sıkıcı, fazla güvenilir.. dürüst olmanın karşılığı bu olmamalı bence.
Kendime hakaret ettim, kendime kezban dedim, kendime “Hiç bu hayatı bilmemişsin, öğrenmemişsin.” dedim. Birçok yerde kendime bok attım. Ama dönüp baktığımda gerçekten bir insanın bir insana böyle bir şey yapabilmesi için ya çok kötü bir insan olması gerektiğini düşünüyorum ya da gerçekten ciddi anlamda sorunları olabileceğini düşünüyorum özüyle ilgili. Çünkü bir insan her ne kadar zorda, darda ya da kötü durumda bile olsa, karşı tarafa en azından biraz değer veriyorsa — ki bence bütün insanlar birbirlerine asgari düzeyde o kadar da olsa değer vermelidir, bütün canlılar — hiçbir insan evladının bu kadar ucuz, o kadar basitleştirilmiş ve hiçleştirilmiş bir tavırla karşılanmaması gerektiğini savunuyorum.
Bunu birine yapıyorsanız gerçekten ruhunuza laf etmek istemem ama aklınızda probleminiz olabilir. Ve ne yazık ki böyle insanların çoğunluğundan oluşan bir toplumda yaşıyoruz. Ve böyle insanlar hiçbir teşhis almıyorlar, hiçbir tedaviye gitmemişler, hayatlarında psikolog ya da psikiyatri yüzü görmemişler ve ellerini kollarını sallayarak böyle istedikleri gibi, bencilce, hoyratça insanları ya kullanıp atar gibi yapıyorlar ya da hiçleştirerek daha da değersizleştirecekleri bir pozisyona sokuyorlar. Ve bu insanlar çok normal bir şekilde hayatlarına devam ediyorlar. Bizler ise, biraz daha hassas, duyarlı insanlarsak, bu insanların sebep olduğu yaraları tamir etmek için seneler senelerce uğraşıyoruz. Doktorlara gidiyoruz, terapiler görüyoruz. Asıl doktorlara gidip terapiler görmesi, kliniklerde yatması, ilaçlar içmesi gerekenler onlarken; hastalandırdıkları, zayıf demeyeyim ama hassas, narin insanlar olarak biz hastalanıyoruz.
Mesela kişilikten bahsediliyor, kişilik bozukluklarından bahsediliyor. Bilen de bilmeyen de bu konularda konuşuyor. Benim bildiğim kişilik karakterdir; karakter bir insanın benliğidir, özüdür, onu o yapan etmenlerdir. Ve kendilik dediğimiz şey de daha önce dediğim gibi kişiler arası ilişkilerin kalitesi ve doyuruculuğuyla paralel ilerleyen bir olgudur. Dolayısıyla ne yazık ki toplum içerisinde birbirimize muhtaç olduğumuz için ve hatta kendimiz de olabilmek için yine birbirimize muhtaç olduğumuzdan mütevellit; dilerim bundan sonra, en azından bu yazıyı okuyan insanlar, karşılarındaki insanı anlamaya çalışırken bu kadar bencilce ve hoyratça davranmazlar.
Çünkü bir insanı yargılayabilmeniz için gerçekten onun yaşadıklarını yaşamış; artı o insanın karakterinde olmanız gerekiyor. Yani hiç kimse tornadan çıkmış şekilde değil. Hepimiz zaten doğduğumuzda belli özelliklerle dünyaya geliyoruz, üstüne yaşadıklarımız bizi şekillendiriyor filan. Ama insanların, her koşulda, her ne olursa olsun birbirlerine karşı dürüst olmaları gerektiğini düşünüyorum.
Sadece kendi çıkarınız ya da o anki keyfiniz yerinde gitsin diye bir şeyleri devamlı bir tarafın sırtına yıkmak ya da insanları sömürürcesine belirli konularda kullanıp sonrasında da bir yabancıya bile yapılmayacak kadar hiçleştirerek davranmak… değil insanlığa; herhangi bir şekilde sırtlan, çiyan gibi soğuk, pis ve domuzca davranmak hayvanlara bile yakışmıyor bence.
Dolayısıyla en başta söylediğim konuya tekrar geri döneceğim. Ne yazık ki bu deneyim benim için biraz, ilk başta söylediğim gibi, “Bunlar da insan, biz de insanız, bunlarla aynı dünyada yaşıyoruz, lanet olsun.” diyebileceğim tarzda bir deneyim oldu. Bunu söylerken bile bir yandan “Acaba hâlâ yanılıyor muyum?” diye düşünüyorum. Bu kadar ‘bully’lenmişim. Bu kelimenin de tam Türkçesi ne onu da bilmiyorum. Zorbalanmışım diyeceğim ama bu zorbalanma da değil, artık ötesi bir şey. Aptallanmışım, salaklanmışım… Ya da gerçekten bir problem var. Yani ben kendimde de arıyorum. Gerçekten ben de mi bir sorun var, ben mi safım, salağım bilmiyorum. Hâlâ yanılıyor olabileceğimi, bazı bilmediğim şeyler olabileceğini düşünüyorum. Aklıma bunlar geliyor.
Ama bunlar her ne olursa olsun bir gerekçe değil. En azından düzgün zaman geçirdiğiniz, size insan gibi davranmış bir insana bir veda etme veya en azından sadece değerli olduğunu hissettirecek bir şekilde ufak bir açıklama yapma borcunuz vardır diye düşünüyorum. Karşıdaki insanın, her insanın bunu hak ettiğine inanıyorum. Ufak da olsa bir açıklamayı ve dürüst olunmayı… Dolayısıyla başta göklere çıkarıp sonra olduğu yerden tepeden fırlatıp atmak… İnsanların zaten birçoğunuzun bu sebepten paramparça olmuş kemikleri var; zorla kaynatmışız birbirine o kemikleri, doğru veya yanlış kaynamış. Hatta bazen hâl böyleyken de üstüne böyle kazıklar atmak… Ne diyeyim, keşke aynı dünyada yaşamıyor olsaydık böyle insanlarla.
Sonuç olarak dilerim hepimizin yolu, “İyi ki bu dünyaya gelmişim, iyi ki bu insanlarla karşılaşmışım, iyi ki bu insanın ablası olmuşum, iyi ki bu insanın eşi olmuşum, iyi ki bu insanın arkadaşı olmuşum.” vs. diyebileceğiniz ya da “İyi ki bu insan benim patronum olmuş, çalışanım olmuş.” diyebileceğiniz insanlarla kesişir ve o insanlarla güzel deneyimler yaşarız.
Ama işte bunun da olabilmesi için yine hepimizin kendi payına düşecek kadar vicdanlı ve düzgün davranıyor olmamızı bekliyorum. Ki bu, “Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma.” tadında bir şey değil söylediğim. Çünkü benim çok hassas olduğum bir konuda karşı taraf öyle olmayabilir. Onun çok değer verdiği bir şey benim için önemsiz olabilir. O yüzden, “Ben işte çok şu konuda asla bana yapılmasını istemediğim bir şeyi…” karşı taraf çok da önemsemiyor olabilir. O yüzden insanların birbirlerini tanıdıkları kadarıyla değişkenlik gösterir, gösterebilir bir şey bu.
Ama bazı standartlar vardır ki evrenseldir, zamansızdır. Mesela kandırılmak, mesela yalan söylenmesi, mesela dürüst olunmaması, mesela arkadan iş çevrilmesi gibi… Hiçbir insan bunu, hiçbir normal insan kabul etmek istemez, kabullenmek istemez. Elbette hepimiz için hassasiyet derecemiz farklıdır. Ama belli başlı şeyler vardır ki hiçbir insan tarafından kabul edilmez.
Misal bir insanla görüşüyorsanız onu başka biriyle olmasını istemezsiniz diye düşünüyorum yani tabii ki takılmalık bir ilişki ise oraları çok bilemiyorum o konuda pek bir deneyimim yok o yüzden o konuda pek bir şey söylemiyim yanlış olur benim tarzım ilişkiler benim yaşadığım tarzda ilişkiler genellikle insanların kıskanmak değil ama birbirlerine sahip çıktıkları ve tek eşli düzende ilerleyen ilişkilerdir ve ben hayatımda ilk kez; benden hoşlandığını bildiğim bir insanın aynı anda beni başkalarına daha çok layık gördüğünü hissettirildim. Daha doğrusu, söylemlerden bu çıkarıma vardım. bir insanla görüşüyorsanız belirli bir şeyler yaşıyorsanız nasıl onu başka bir insanla paylaşmayı kabul edebilirsiniz ya da bunu düşünmek bile nasıl gelir bir insana sağlıklı bir insan bunu egosunu nasıl yedirir ben bunları anlamlandıramıyorum, anlamak da istemiyorum zaten. Evrene nasıl neden diye sorduğum bir çok şeyin cevabını bana evren öğretiyor o yüzden bu konuda en azından artık nasıl neden diye sorgulamak istemiyorum hiç umurumda değil canınız cehenneme ve gerçekten uzak olun diyebilirim en fazla . Hakkaten Türkçemizde güzel bir kelime vardır böyle kişiler için “gavat”. bizim memlekette “godoş” derler mesela. komik kelimeler gibi geliyor kulağa ama ne yazık ki trajikomik bir şekilde bunlar bizim hayatta başımıza gelebiliyor.
Dolayısıyla dilerim en azından normal ve sağlıklı insanlara denk geliriz.
Bir Cevap Yazın